|
|
June 16 Müşteri: Merhaba, ben Ayşe. Disketimi yuvasından çıkaramıyorum da... Tek.Des: Çıkartma düğmesine bastınız, değil mi? Müşteri : Elbette… Sıkıştı herhalde. Tek.Des: Tamam hanımefendi, not alıyorum. Bir arkadaş gelir bakar. Müşteri: Bir dakika! Disket henüz yuvasına koymamışım, masanın üzerinde duruyor. Afedersiniz. *** Tek.Des:Nasıl bir bilgisayarınız var Ömer bey? Müşteri: Beyaz *** Tek.Des: Ekranınızın solundaki 'Bilgisayarım' ikonunu tıklar mısınız? Müşteri: Sizin solunuz mu, benim solum mu? *** Tek.Des: Günaydın. Size nasıl yardımcı olabilirim? Müşteri: Merhaba. Yazıcım çalışmıyor da... Tek.Des: Anladım. 'Başlat' tuşuna basar mısınız? Müşteri: Bak dostum! Ben Bill Gates değilim. Bana öyle teknik konuşma! *** Müşteri: Merhaba. Ben Aysu. Bilgisayarımdan çıktı alamıyorum. Her deneyişimde 'yazıcı bulunamıyor' diye bir ikaz yazısı
çıkıyor. Yazıcıyı kaldırdım ekranın önüne koydum, hâlâ 'yazıcı bulunamıyor' diyor. *** Müşteri: Yazıcımdan renkli çıktı alamıyorum. Bir şeyi eksik mi yapıyorum acaba? Tek.Des: Yazıcınız renkli mi? Müşteri : Aaah! Afedersiniz ya... *** Tek.Des: Simdi ekranınızın üzerinde ne var hanımefendi? Müşteri: Eşimin doğum günümde hediye ettiği ayıcık. Niye? *** Müşteri: Klavyem çalışmıyor. Tek.Des: Bilgisayara bağlı mı acaba? Müşteri: Bilgisayarın arkasına ulaşamıyorum. Tek.Des: Klavyenizi elinize alin ve on adim geri gidin. Müşteri: Tamam. Tek.Des: Klavye sizinle geldi mi? Müşteri: Evet. Tek.Des: Bu, klavyeniz bilgisayara bağlı değil demek oluyor. Müşteri: A-a! Masada bir klavye daha var... Hah! Bu çalışıyor. *** Tek.Des: Şifrenizi söylüyorum: küçük c, büyük a, küçük n, 7 Müşteri: 7 büyük mü, küçük mü?*** Müşteri: Nete giremiyorum. (dial-up dönemi) Tek.Des: Parolanızı doğru girdiniz mi acaba? Müşteri: Tabi. Arkadaşımın girdiği parolanın aynisi girdim. Tek.Des: Arkadaşınızın girdiği parola neydi? Müşteri: Beş yıldız. *** Tek.Des: Hangi anti-virüs programını kullanıyorsunuz efendim? Müşteri: Windows Tek.Des: O anti-virüs programı değil efendim. Müşteri: Afedersiniz; internet explorer`di. *** Müşteri: Çok büyük bir problemim var. Arkadaş bilgisayarıma bir ekran koruyucu koydu. Ama mouse`i oynatınca kayboluyor
ya!*** Tek. Des: Buyurun efendim? Müşteri: Eee! İlk defa mail gönderiyorum da... Tek.Des: Tamaam! Ben size yardım edeyim. Müşteri: Adresteki 'a'yı yazdım da, çevresine daireyi nasıl çizeceğim?
May 24 Türk Olmanın 76 Kuralı
1...Kağıt mendili kumaş mendil gibi günlerce buruşuk şekilde cebinde taşır. 2...Rüzgarlı havalarda küller uçmasın diye küllüğe su koyar. 3...Serçe parmağını kulağına sokup iyice sallayarak karıştırır. 4...Ancak bir Türk gazete bulmacasını hep başkalarına sora sora çözebilme becerisini gösterip , kendisi çözdü diye sevindirik olabilir. 5 ...Sakal traşı olduktan sonra kanayan yerlerine küçük kağıtlar yapıştırır.. 8...Soba borusu aktığında yoğurt kaplarını telle soba borusuna bağlar. 9...Nezle olunca tuvalet kağıdını uzun bir şerit yaparak kullanır. 10..Diş fırçasıyla dişini fırçalamayıp da saçını boyamak için kullanan birini görürseniz , o saçııi seven bakımlı bir Türk'tür. 11..Konuşma yeteneği olan hayvanlara ilk olarak küfür etmesini öğretir. 12..Sahilde mayosunu kabinde giymek yerine arkadaslarına havlu tutturarak giymeye çalışıp bir de arkadaşlarına "bakmayın lan" diye çıkısır. 18..Çorabının kirlenip kirlenmediıini burnuna götürerek kısa süreli koklayarak anlayan kişi temizliğine düşkün bir Türk'tür. 20..Daha birinci telefon zili çaldığında telefonun başına dikilen ama açmak için ikinci kez çalmasını bekler. 22..Bir dükkana girip , onun bunun fiyatını sorduktan sonra "abi araba beş dakka dursun, ben hemen gelicem" deyip, 2 saat sonra gelir. 25..Cebinden çıkardığı paraların içinde en eskisini özenle arayıp bulduktan sonra para üstü verir. 27..Trafikte ambulansın peşine takılarak sıkışıklıktan kurtulup , uyanıklık yaptığını zanneder. 28..Kağıt paraların üzerine not alır ve parayı harcadığı için notu kaybeder ve ya elden ele dolaşacağını bildiğinden komik yazılar yazar. ( Paranın ön yüzüne tehlike anında arkayı çeviriniz yazıp anında çevirince de şimdi değil salak tehlike anında yazanlardan bahsediyoruz .) 30..Çocuğu yanlışlıkla elini kestiği veya düstüğü için ağladığında elini kesti veya düştü diye çocuğunu döver. 31..Taksi tuttuğunda taksicinin yanına oturur .Eğer üç dört kişi taksi tutuyorsa , taksi parasını veren kişi ön koltuğa oturur. 39..Kürdanla dişini karıştırıp önce çıkarıp bakar , sonra tekrar ağzına koyar. 40..Ütü fişi , teyp fişi veya televizyon fişi kablosunun bakır teli dışarı çıkmış ise çocukları elektrik çarpmasın diye bakır teli selobantla yapıştırır. 42..Ailece televizyon izlenen bir evde kumanda babanın elindeyse ve o ne izlerse diğerleri de onu izlemek zorunda kalır. 44..Çantasının içinde yeni tanıştığı birisine bile çekinmeden göstermek üzere en güzel fotograflarını ve aile albümünü taşıyan birisini görürseniz hemen boynuna sarılmayın yoksa çantayı kafanıza yiyebilirsiniz , çünkü o kişi bir Türk kızıdır. 45..Bir türk esnafı , müşterisinden aldığı parayı önce iki ucundan tutup iki defa gerginleştirir daha sonra da güneşe dogru tutup bakarak sahte olup olmadığını anlar. 47...Evin bir odasının ampülü patladığı zaman yenisini almayıp da fazla kullanmadığı bir odanın ampülünü onun yerine takar. 48..Evinde bulunan saksılarin dibini kültablası olarak kullanır. 49..Dişlerini gazoz açacağı , fındık ve ceviz kıracağı olarak kullanır. 51.. İşinde iyi olan birisini överken hakaretle iltifat eden bir Türk'ten baskası olamaz. (Şerefsizin oğlu ne iş yapmış be kardeşim, helal olsun) 52..Aracın sinyal lâmbaları dururken kolunu çıkararak "dönüyorum" hareketi yapar. 53..Yemeğin etini en sona bırakır. 54..Trafik ışıkları kırmızıdan yeşile döndüğünde önündeki herkesi salak sanarak kornaya basar. 55.. Dingildeyen bir masanın ayağına kağıt sıkısşırma fikri bir Türk'ündür.. 56..Dişlerinin arasından "viij viij" diye ses çıkarır. 57..Tv'de film seyrederken filmin oyuncularıyla muhatap olan (dur oraya gitme öldürecekler seni) Türk sinema severlerdir. 59.. Arabasına öküz, köpek, horoz sesli korna taktırma fikrinin patenti bir Türk'e aittir. 60.. Gazete kağıdını en iyi şekilde kullanır.(Cam silme bezi, külah, mendil, sofra bezi ) 62..Plastik yoğurt kabını saksı yapar. 63..Arabasının arkasına yazı yazar . (Rahmetli de sollardı, tek rakibim THY, kroyum ama para bende) 64.. Uçakta bulunan tanıdıklarına uçak havalandıktan sonra görmeyeceğini bildiği halde el sallar. 65..Çignediği sakızı daha sonra çiğnemek üzere kafasındaki tülbende yapıştıran bir Türk kadınından baskaşı değildir. 66..Tek abdestle beş vakit namaz kılmak için iki büklüm kıvranır. 67..Desenlerini çok beğenerek aldığı yeni bir mobilyanın üstünü başka bir örtü örterek kullanır.. 69..Geçirdiği bir trafik kazasından sonra kanlar içinde çıkıp, çarpılmış arabasına üzülür. 70..Tüp kaçırıyor mu, kaçırmıyor mu diye kibrit yakıp kontrol eder. 73..Otoyolda, otomobilin gaz pedalına tuğla koyup, yorulmadan kullanma fikri bir Türk'ündür. 75..Elektronik hesap makinesini, uzaktan kumandasını naylona sarmış, üzerine de ambalaj lastiği geçirmiş birini görürseniz Türk'tür o. 76..On yıllık bir otomobilin koltuk ambalaj naylonlarını çıkarmadan kullanma becerisini gösterir. May 15 Acı çekiyorum….
Nefes almak bu kadar zor olmamalı.İnsanlara bakıp içindeki zehri dökmemek bu kadar zor olmamalı.Herkese güçsüzüm demek bu kadar zor olmamalı….
Yaşanmış birlikteliğin geçen senelerin bu kadar bir çırpıda bitmesine üzülmek bu kadar basit görülmemeli….
Sevdiğini kaybetmemek için Söylediğin senelerce yalanlar bu kadar kötü bakılmamalı…
Sevgi demek gurur demek miş. Her ne kadar sevsen de yine gurur yapmakmış.Sevgide gurur yapmak yok derler ama uygulamazlar insanlara cesaret verilen kurulmuş ince düşündürmeye çalışan cümlelerdir.Gurur yapmadılar ama yine mutlu oluyorlar mı ?Yine ilişki bitiyor dimi? Sevgi için yapılan fedakarlıklar aslında sevgi için değildir sadece o konu içindir.Düşünün arkanıza yaslanın biraz hayatınızı göz önünden geçirin herkes bir fedakarlık yapmıştır sevgisi için ya peki sorunsuz oldu mu hayatınız ?Yine bir konu yine başka sorun başka sorun …
Sevgi bitti derler başka arayışlara başlarlar peki hayatında sevgi varken neden insanlar başka arayışlar içine girmezler neden sürekli filimler izleyip hayattan kopmak isterler neden başka suratlar başka düşüncelerle karşılaşmak isterler? Neden sen haklısın kelimelerini duymak isterler? Neden alkol sigara içmeyi tercih ederler?
Neden bitti artık kelimesini duymak istemezler? Neden hazmedemezler? Tüm sevgimiz bu kadar basitçe bitti derler? Neden hazmet dediklerinde çılgına dönerler böyle olmamalıydı derler? Yaşanan tüm anılar böyle bir çırpıda bittiklerine neden kendilerini bir türlü inandıramazlar? Neden başka bir kadınla sevişirken zevk alamazlar ? Neden başka kadın kollarındayken yine onunla yaşadığı anları kafalarından atamazlar? Sevgi bitti dediklerinde alış unut artık dediklerinde neden agresif olurlar? Neden onu başkalarıyla birlikte olduklarını hayal bile etmek istemezler? Neden seni sevmiyorum artık beni bir daha arama kelimesini duyduklarında hayatın nefes almanın o an sona erdiğini düşünürler sadece? Neden onun mutlu olmasını çok istiyorum diyip çevresine ama içinden kan ağlayıp HAYIRRR onun benimle mutlu olmasını istiyorum beni sevmesini başka insanları değil beni düşünmesini istiyorum diyemezler? Neden insanlara artık onu sevmiyorum düşünmüyorum onu demek isterler? Diyemezler kulağına giderde eğer bir yerden üzülür sonra benim acı çektiğimi duyar diye.NEDEN AMA PEKİ NEDEN ?
PEKİ NEDENİNİ SÖYLEYİM O İNSAN ÇÜNKÜ ONU SEVMİYOR.ONA AŞIK ÇÜNKÜ.SEVEN İNSANIN ALIŞKANLIKLARINI SEVGİ SANARLAR AMA AŞIK İNSAN AŞKINI ANLATAMAZ SEBEBSİZ NEDENSİZ SEVER İŞDE NEDENİ BU…. May 08
*Rakıyı güneş battıktan sonra, yavaş yavaş ve muhabbet eşliğinde içmeli... *Rakıdan küçük küçük yudumlar alınır... Bülent Ersoy öyle içiyor diye bir dikişte bir duble rakıyı içmek makbul değildir... *Buz gibi şişeden bardağa çevire çevire dökülür ve o nefis kokunun daha fazla yayılması sağlanır... *Bardağa konulan rakının yarısı kadar su konması makbuldür... *İlk yudumu aldıktan sonra ağızda bekletip, dişlerin arasından derin bir nefes alınırki akciğerler de nasibini alsın... *Masada yaşça en büyük kişi rakı kadehini tokuşturmak için kaldırmadan rakı kadehleri masadan kalkmaz... *Rakı sofrasında planlı, programlı ciddi işler konuşulmaz. Geyik muhabbeti yapılır, memleket kurtarılır, anılar tazelenir, dedikodu yapılır... *Sigara küllüğüne zeytin çekirdeği, sıkılmış limon kabuğu konmaz... *İçilen kahve fincanında, tabağında sigara söndürülmez... *Rakı kadehine önce rakı, sonra su, daha sonra da (konmasa daha iyi olur ama) buz konur... *Bu sırayı bozarsanız, anason kadehin üzerine çıkar, rakının hem tadı hem keyfi kaçar... Rakıdan anlayanların,Antalya meyhanelerinde garsonluğa soyunanlara bunu anlatması gerekir... *İcmeye başlamadan önce aperatif birşeyler yenmelidir. Favori zeytinyağlılardır. Zeytinyağı, mide dolmaya başladıkça üste çıkarak,alkolün genzinize doğru gelmesini engeller... *Rakıya buz koymak yanlıştır. Buz rakının içindeki suyla alkolü aynı oranda etkilemediği için daha seyrek olan alkol üste çıkar. İdeal karışım bozulmuş olur. En uygunu rakıya soğuk su koymaktır... *Rakı sofrasında kadeh yalnızca bir defa tokuşturulur. Hadi bakalım hoşgeldiniz vs. falan diye... *Bundan sonra kadeh tokuşturulmaz sadece kaldırılır... *Masaya yeni birisi eklendiğinde ise tekrar kadeh tokuşturulabilir... *Rakı şalgam suyuyla içilmez!... (taslağa dahil değil) *Mezesiz rakı içilmez. Ben akşamcıyım, öyle bir kadehlik keyfim var diyorsanız gidin bira filan için... *Şişe numarasının önemi yoktur. Zira ilk damıtılan rakı, 01 numaraya denk gelmez... *Rakı masasına avuç içiyle ya da yumrukla vurulmaz... *Bağıra çağıra, Böğüre öğüre konuşulmaz... Sakin olmak, efendi takılmak gerek... Önce kendine gel, sonra meyhaneye Kalender ol da gir kalenderhaneye Bu yol kendini yenmişlerin yoludur Çiğsen başka bir yere git eğlenmeye *Rakı bardağı boş beklemez... Evet masadan kalkarken bile dibinde biraz bırakılır... *Usul, adap bilen en genç kişinin saki olması adettendir, büyüklere (ki büyüklük kavramı orada anlam bulur) sakilik yaptırılmaz... Ev sahibi olsa bile... *Şişede kalan son rakı damlasına kadar eşit paylaştırılır, daha da içmek isteniyorsa bu paylaştırma ritüeline girilmeden yenisi sipariş edilir... *Rakı sizi ne zaman sarhoş edeceğini zamanında söyleyen bir içkidir,bunu farkettiğiniz zaman yanınızdakilere söylemeli, ya da izin isteyip kalkıp gitmelisiniz, ama eğer sizin kalkmanız masayı dağıtacaksa ölseniz bile orayı terketmeyin... Çünkü rakı masasından tuvalete gitmek için bile zar zor kalkılır, hoş karşılanmaz... *Rakı masasında bira, şarap gibi başka alkollü içecekler (masada sosyetik hanımefendiler olsa dahi) olmaz... *Her nevi ızgara balık (çupra, levrek, istrongilos) uğurlu yemeği,hususi nihavend ve rast makamından sanat musikisi eserleri uğurlu nağmesi, akordeon, keman ve ud da uğurlu çalgısı olan rakının, uğurlu cl'si 70'dir... *Rakı yanlız başına içilen bir içki değil, meze ile birlikte yavaş (sindire sindire) içilen bir içkidir... *Mide ve beyne belirli bir etki yaptıktan sonra insan keyiflenir ve güzel sohbetlere yönelir... *Yani hem anlatır hem dinler... Böylece rakı sofrası en az iki kişinin katıldığı toplu bir eylem, karşılıklı konuşmalara dayandığı için demokratik bir forum, evrensel ve kişisel sorunların ortaya getirildiği, fikir alıp verilen, insanın kendisi ile yüksek sesle düşünerekhesaplaştığı bir tür psikolojik grup terapisi olmaktadır... *Unutulmamalıdır ki rakı sofrası saygın bir cemiyettir... Buraya katılan hem bu meclise kabul edildiği için saygı gören bir kişiliğe sahip demektir hem de diğerlerine karşı saygılı olmak zorundadır... *Herhangi bir marka rakı içilirken başka bir markayı övmemek önemlidir,aksi yapıldığında, o an yudumlanan nimete hakarette bulunulmaktadır,yanlıştır... *En büyük mezesi muhabbettir... Muhabbet konusu "bi kız vardı, 5 yıl sevdim, yüzüme bile bakmadı" gibi duygusal ağırlıklı olabileceği gibi,"bu güneş niye hep doğudan doğuyo batıdan batıyo?" gibi yarı-felsefi konular da olabilir... *Tam yağlı koyun peynirinin üzerine kırmızı toz biberle renklendirilmiş sarımsaklı zeytinyaği süslemesi... Turşu gibi ekşi mezelerde yine rakının kendine has tatlı nefasetini dengeler, damarlarınızı büzer anasonla dost olur, buna misal olarak dağ lahanası turşusu verilebilir... Yarasın May 04
Birgün birini gerçekten seversen,sevebilmeyi bilirsen,yüreğinle sevmeyi öğrenebilirsen biliyorum ki sadece o zaman anlayacaksın beni!her türlü imkansızlığa,bırakıp gitmelere,bitmelere rağmen yüreğinle direnip aşkını korumak isterken sevdiğinin her şeyi hiçe sayıp konuşmak,görmek,vedalaşmak bile istemeden arkasını dönüp yokmuşsun gibi davranmasının ruhunu canını nasıl acıttığını ancak o zaman anlayacaksın!sen onunla tek bir can olmuşken onun sana bir duvar,bir masa,yerde duran karlar gibi davranmasını o zaman anlayacaksın!beynin,düsüncen kendi kendine teselliler verirken,seni haklı bulurken gözlerine söz geçiremeyip nasıl koca damlalarla sessizce isyanlar yaşadığını o zaman anlayacaksın!ve ben..ben biliyorum ki sen bunları yaşarken beni aklından geçireceksin!bana kızmaların belki haklı belki haksız??ama bilemezsin ki hepsi senin için,sen varsın diye..!bilemezsin ki çekilmezlerle çektim acıyı..?söylediklerim beddua deil.sana kıyamam ki... Bilirsin hislerim güçlüdür,yüreğim ondan da güçlüdür,hissederim,anlarım..kiminle nerede olduğunu,yüreğindeki fırtınayı hissettiğim an,o an bana yaptıklarını yaşıyor olduğunu bilmelisin..!çünkü senin bana yaptığın bir ayrılık,bir vazgeçiş deildi,öyle olsada çok önemli deildi aslında?doğaldı bu fani dünyada fani sevgiler!ama senin yaptığın sevmeye yapılan en önemli vurgunlardan biriydi?bir kere bile bitti diyemedin,demedin??yalan bile olsa..ben ne sana ne de başkalarına ağlamadım,ağlamam!ben haketmediklerime,biranda kopup ''seni sevemiyorum artık'' deyisine,yaptığın oyunlara,yüreğimin kandırılışına ağladım sadeceVe ben sadece yalancı aşıkların sahtekarlıklarına ağladım ardından!SAKIN SEN ÜSTÜNE ALINMA
bir şey gerçek değil, ama acı gerçek Nefesimi ölümü arzular gibi çekiyorum Lütfen Tanrım Uyandır beni
Yaşam solup yok olacak görünüşe bakılırsa Hergün sürükleniyorum daha uzaklara Kendi içimde kayboluyorum
Hiç bir şeyin önemi yok başka hiç kimsenin Yaşama isteğimi yitirdim
Kalmadı verecek başka hiçbir şeyim Kalmadı benim için başka bir şey Beni kurtaracak sona ihtiyacım var İşler eskisi gibi değil İçimdeki birini özlüyorum Ölümcül bir kayıp, gerçek olamaz bu Hissettiğim bu cehenneme katlanamıyorum Boşluk dolduruyor beni Izdırap noktasına dek Büyüyen karanlık ele geçiriyor şafağı Ben kendimdim, ama şimdi o gitti Kimse beni kurtaramaz benim dışımda, ama artık çok geç Şimdi düşünemiyorum, düşünemiyorum denemem için bir sebep bile Dün sanki hiç olmamış gibi
Ölüm sıcak karşılıyor beni, yalnızca elveda diyeceğim şimdi
TEKİN SEYHAN September 11
"..Seni beklediğim kadar!.."
Üniversiteli delikanlı Kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı. Okul salonundaydı maç. Tribünsüz, minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular arasında, sahanın çizgisi vardı sadece.. O kadar yakındılar.. Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa görüyordu takımda.. Hoşlandığını, fena halde hoşlandığını hissetti. Az sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maçı değil, o güzel kızı izlediğini.. Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze geldiler.. Kız gülümsedi.. Delikanlı, çok popülerdi o yıllarda.. Kız onu tanımış olmalıydı. Kimbilir, belki kız da ondan hoşlanmıştı.. Belki de delikanlı öyle olmasını istediği için ona öyle gelmişti.. Set değişip, takım karşıya gidince, delikanlıda yerini değiştirdi, oda karşıya gitti.. Üçüncü sette tekrar eski yerine döndü.. Kızda gidiş gelişleri fark etmişti galiba.. Bir defa daha gülümsedi. Manidar.. "Anladım" der gibi bir gülümseyişti bu.. Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü.. Pazar günü, sabahın köründe kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım, o dünyalar şirini kızı görmek için.. Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu.. Dahası.. Mersin Koleji'nin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu, onu bir kez daha görmek için.. Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme, çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı.. Bir defasında, yaptığına sonra kendiside günlerce güldü.. O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılımı kızın karşısına çıkmış, gülümseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak, bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı.. Kız bu defa, iyice gülmüştü.. Karşısında, sözüm ona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce.. Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar. Sonunda bütün cesaretini topladı, kaptana açıldı.. O kızdan fena halde hoşlanıyordu. Galiba kız da ona karşı boş değildi. Bir yerde, bir şekilde tanışmaları gerekiyordu.. O zamanlar, bu işler böyle oluyordu çünkü.. Kaptan, "Tabii" dedi.. "Bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz onunla gitmeye karar vermiştik zaten. Sende gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de tanışırsınız.." "Mutluluk işte bu olmalı"diye düşündü delikanlı.. "Mutluluk işte bu.." Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı.. Konser gününü de hiç ama hiç unutmadı.. O ne heyecandı öyle.. Konserin verildiği sinemanın kapısında tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokunduğu anı da hiç unutmadı delikanlı.. Kaptan, salona girdiklerinde, ustaca bir manevra daha yaptı. Delikanlı ile dünyalar şirini kız yan yana düştüler. İnanamıyordu delikanlı.. Onunla nihayet yan yana oturduğuna, onun sıcaklığını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor, delikanlı, sahnede dünyanın en romantik şarkısı söylenirken ki, o an dünyanın bütün şarkıları dünyanın en romantik şarkısıydı ya, o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki içinde.. Ama uzatamıyordu işte elini.. Her şey böyle iyi giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesine korkuyordu ki.. Sonunda dayanamadı, sanki kolu uyuşmuş gibi, uzandı.. Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu.. Kızın omuzuna değil.. Koltuğun üzerine.. Sonra kız arkaya yaslandı.. Bir kaç saç teli, delikanlının elinin üzerine dokundu.. Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu artık genç adamın.. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu çünkü.. Konserden çıkarken, kız, şakalaştı.. "Sizi her maçımızda görüyoruz. Alıştık neredeyse.. Yarın Adana'da maçımız var.. Gözlerimiz sizi arayacak.." Hayır, aramayacaktı.. Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü.. Cebinde onu otobüsle Adana'ya götürüp getirecek, hatta öğle yemeğinde bir de Adana kebap yedirecek kadar para vardı.. Gece yarısı kalkan otobüse bindi.. Sabah erkenden Adana'ya indi. Maç saatine kadar başı boş dolaştı. Salona erkenden girdi, en ön sıraya tam servis köşesine en yakın yere oturdu.. Takımlar sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı seyirci oydu. Maç falan değildi sebep tabii.. İlk sette kız farkında bile değildi onun.. Nerden olsundu ki.. İkinci sette öbür tarafa gittiler.. Döndüklerinde, üçüncü sette kız farketti delikanlıyı..Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifade, biraz mutluluk, birazda gurur vardı sanki.. Mersin'nın hele Kolej'de çok popüler bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu.. Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garajlara gitti. Tek kelime konuşmadan.. Konuşmaya gelmemişti ki.. Kız "Keşke orada olsaydın" demişti. O da olmuştu işte.. Hepsi o.. Ona o kadar çok şey söylemek istiyordu ki aslında.. Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladı. Daha doğrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe.. Söylemek istediği herşey bu dört satırda vardı sanki.. Bembeyaz bir karta yazdı o dört satırı.. Öğleden sonrayı zor etti, Kolej'in önüne gitmek için.. Kızın karşıdan geldiğini gördü. Ko- şarak yanına gitti. "Bu sana" diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan, kız, Necip Fazıl'ın dizelerini okurken.. "Ne hasta beklerdi sabahı Ne taze ölüyü mezar Ne de şeytan bir günahı Seni beklediğim kadar!.." Ertesi gün öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolej'in önündeydi gene.. Kız karşıdan geliyordu.. Bu defa yanında arkadaşları yoktu. Yalnızdı.. Yaklaştığında işaret etti delikanlıya.. Gözlerine inanamadı genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa.. Evet, çağırıyordu işte.. Kalbinin duracağını sandı yaklaşırken.. "Sana bir şeyler söylemek istiyorum" dedi kız.. O da heyecanlıydı, belli.. "Bak iyi dinle.. Dünkü satırlar için çok te- şekkürler.. Herhalde hissettin, ben de senden hoşlanıyorum. Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var. Ondan da hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha çok hoşlandığıma.. Ve de şu anda, onu terketmem için bir sebep yok." "O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam, hayatında başka kimse olmazsa, ara beni" dedi, delikanlı ikiletmeden.. Ayrıldı kızın yanından.. Bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden.. Yıllarca sonra Levent'in söyleyeceği şarkıdaki Sezen'in sözlerini o, o zaman biliyordu sanki. Aşk onurlu olmalıydı.. Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi.. Tıpkı, kıza verdiği o dörtlükteki gibi bekledi.. Hastanın sabahı, şeytanın günahı beklediği gibi bekledi.. Heyecanla bekledi. Hırsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla bekledi. Bazen öfkeyle bekledi.. Ama bekledi.. Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan bekledi. Bir gün bir şiir antolojisinde şiirin tamamını buldu.. İki dörtlüktü şiir aslında.. İlki kıza verdiği.. Bir ikinci dörtlük daha vardı o kadar.. O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine koydu.. Bekleyiş sürüyor, sürüyordu.. Okullar kapandı, açıldı.. Aylar, aylar geçti.. Birgün delikanlı kızı aniden karşısında gördü.. "Günlerdir seni arıyorum" dedi kız. "Günlerdir seni arıyorum. İşte sana haber.. Artık hayatımda hiç kimse yok!.." "Yaa" dedi delikanlı.. "Yaa" dedi sadece.. Kalbi heyecandan ölesiye çarparken, aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken, ağzından sadece bu ses çıkmıştı.. "Yaaa!.." Cebinde artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza.. "Sana bir şiirin ilk dörtlüğünü vermiştim ya bir gün" dedi.. "Bu da sonu onun.." Sonra yürüdü gitti, arkasına bile bakmadan.. Kız ikinci dörtlüğü oracıkta okurken.. "Geçti istemem gelmeni Yokluğunda buldum seni. Bırak vehmimde gölgeni Gelme artık neye yarar!.." Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar geçti. Delikanlı bugün hala düşünüyor.. O uzun, çok uzun bekleyiş mi öldürmüştü aşkını?. Ya da beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıştı ki, artık yaşayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı.. O sevgilinin kendisi bile.. Hayalindekini canlı tutmak için mi, canlısını silmişti yani?.. Ya da.. Ya da.. Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, bir delikanlılık jesti uğruna, mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp gitmişti, acaba? Delikanlı bu soruların yanıtını bugün hâlâ bilmiyor.. Bilmediğini de en iyi ben biliyorum.. Çünkü, delikanlı.. ..bendim!..
|